Joana D'arc
Jeanne d’Arc, 15. yüzyılda yaşamış genç bir Fransız köylü kızıydı. Bugün onu tarihin dönüm noktalarından birinin kahramanı olarak hatırlıyoruz; çünkü o sırada Fransa, İngiltere karşısında yıllardır süren Yüz Yıl Savaşları’nın en umutsuz dönemlerinden birindeydi. Ülke parçalanmış, şehirler düşmüş, insanlar morali tamamen kaybetmişti.
Jeanne henüz bir çocukken “Fransa’yı kurtarma” göreviyle ilgili ilahi çağrılar aldığını söyledi. Bu iddia o dönem için sadece tuhaf değil, tehlikeliydi de; çünkü hem savaş hem kilise hem de saray politikaları çok sert bir düzen içindeydi. Fakat Jeanne’ın kararlılığı, dönemin Fransız veliahtı VII. Charles’ı bile ikna edecek kadar güçlüydü. Normalde saraya bir köylü kızın bile kabul edilmesi imkânsıza yakınken Jeanne hem saraya alındı hem de ordunun moral kaynağı haline geldi.
1429’da Orleans kuşatmasının kaldırılmasıyla beraber işler tamamen değişti. Bu zafer, Fransa’nın yeniden ayağa kalktığının sembolü oldu. Jeanne’ın bu süreçteki rolü, sadece savaş meydanıyla sınırlı değildi; o dönemin toplum düzenine göre hiçbir alanı ona ait olmayan politika, din, askerî strateji ve diplomasi alanlarına istemeden de olsa girmişti.
Fakat yükselişi kadar düşüşü de hızlı oldu. Jeanne bir yıl sonra Burgonyalılar tarafından yakalandı ve İngilizlere teslim edildi. Yargılanması siyasi bir gösteri gibiydi; “büyücülük”, “sapıklık”, “erkek kıyafetleri giyme” gibi suçlamalar yöneltildi. Asıl amaç onu heroik figür olmaktan çıkarmaktı. 1431’de, 19 yaşında yakılarak idam edildi.
Yıllar sonra ise yine siyaset devreye girdi: İngiltere artık güç kaybetmişti ve Fransa kendi ulusal anlatısını inşa ederken Jeanne’ın itibarı yeniden yükseltildi. 1456’da yapılan yeni bir mahkeme onu suçsuz ilan etti. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra, 1920’de Katolik Kilisesi tarafından azize ilan edildi.

